Kahramanmaraş Ticaret Avukatı Hizmeti Nedir? Nasıl Yapılır? Fiyat, Süreci ve Seçenekleri
İçindekiler
ToggleTicaret Hukuku ve Endüstriyel Uyuşmazlıkların Kavramsal Çerçevesi
Küreselleşen ekonomik sistemde ticari işletmelerin sürdürülebilirliği, yalnızca doğru finansal stratejilerle değil, aynı zamanda sağlam bir hukuki zemin üzerine inşa edilmeleriyle mümkündür. Türkiye’nin en önemli üretim ve sanayi merkezlerinden biri olan, özellikle tekstil, iplik, çelik mutfak eşyaları ve enerji sektörlerinde devasa bir kapasiteye sahip olan Kahramanmaraş, yoğun ticari faaliyetleri nedeniyle karmaşık hukuki ilişkilerin merkezinde yer almaktadır. Bu bölgesel dinamikler, yerel ticaret odalarının (örneğin Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası – KMTSO) faaliyetleriyle desteklenmekte olup, ulusal çapta geçerli olan Türk Ticaret Kanunu (TTK), Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ekseninde uzmanlaşmış hukuki süreç yönetimini zorunlu kılmaktadır.
Hukuki sürecinizle ilgili hak kaybı yaşamamak ve detaylı bilgi almak için profesyonel hukuki danışmanlık hizmeti alabilirsiniz.
Hukuki Danışmanlık AlınTicaret hukuku, ticari işletmelerin kurulmasından tasfiyesine, kıymetli evrak hukukundan şirketler topluluğuna, haksız rekabetten fikri mülkiyet haklarına kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan normatif bir bütündür. Ticari uyuşmazlıkların çözümü, diğer hukuk dallarına kıyasla çok daha teknik, sürelere tabi ve ispat kuralları açısından katı standartlar içeren bir yapıya sahiptir. Sözleşme serbestisi ilkesi gereği taraflar ticari ilişkilerini özgürce düzenleyebilseler de, emredici hukuk kuralları, rekabet hukuku ve dürüstlük kuralı bu özgürlüğün sınırlarını çizer. Şirketlerin tedarik zinciri yönetiminde karşılaştıkları fason üretim uyuşmazlıkları, uluslararası ticari sözleşmelerin tanzimi ve icra takip süreçleri, önleyici hukuk hizmetlerinin temelini oluşturur. Bu kapsamlı araştırma raporu, Türkiye genelinde ve sanayi odaklı bölgelerde ticari uyuşmazlıkların hukuki niteliğini, dava süreçlerinin nasıl yürütüldüğünü, 2026 yılı güncel arabuluculuk şartlarını ve mevzuatla belirlenmiş maliyet seçeneklerini sistematik bir biçimde incelemektedir.
Tacir Olmanın Hukuki Sonuçları ve Ticari İşletme Kavramı
Ticaret hukukunun temel süjesi “tacir”dir. Türk Ticaret Kanunu uyarınca bir ticari işletmeyi, kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir. Tacir sıfatının kazanılması, beraberinde bir dizi ağır hukuki yükümlülük ve bazı avantajlar getirmektedir. Ticari işletme ise, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedefleyen, faaliyetlerinin devamlı ve bağımsız olduğu işletmeler olarak tanımlanır.
Tacir olmanın getirdiği en önemli hukuki sonuçlardan biri “basiretli bir iş adamı gibi davranma” yükümlülüğüdür. Bu ilke gereği tacir, ticari faaliyetlerinde sıradan bir vatandaştan beklenenden çok daha yüksek bir özen göstermek zorundadır. Tacirlerin kendi aralarındaki ticari işlerden doğan uyuşmazlıklarda, ceza koşulu (cezai şart) miktarının fahiş olduğu gerekçesiyle indirilmesini talep etme hakları sınırlıdır. Bunun yanı sıra, tacirler her türlü borçları için iflasa tabidirler ve ticari defter tutmak, ticaret siciline kaydolmak, ticaret unvanı seçmek gibi yasal zorunlulukları bulunmaktadır.
Ticari İşlerde İhtar ve İhbarların Şekil Şartları (TTK m. 18/3)
Ticari hayatın güvenliği ve hızı, irade beyanlarının açık ve ispat edilebilir olmasına dayanır. Türk Ticaret Kanunu Madde 18/3 uyarınca, tacirler arasında diğer tarafı temerrüde düşürmek, mevcut bir sözleşmeyi feshetmek veya sözleşmeden dönmek amacıyla yapılacak ihbar ve ihtarların mutlak surette belirli şekil şartlarına uygun olarak yapılması emredici bir kuraldır. Bu işlemlerin noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta (KEP) sistemi ile yapılması zorunludur.
Bu katı şekil şartına uyulmaması, ihtarnamenin hukuken geçersiz sayılmasına ve dolayısıyla ileride açılacak bir ticari davada hak kayıplarına yol açmasına neden olur. Yargıtay içtihatlarına göre, taraflardan birinin tacir sıfatının bulunmaması durumunda bu şekil şartı zorunlu olmasa da, hukuki güvenliğin tesisi ve HMK kapsamındaki ispat kuralları gereği yazılı usullerin benimsenmesi hukuki doktrinde tavsiye edilmektedir. Özellikle Kahramanmaraş gibi yoğun üretim yapılan bölgelerde, iplik veya kumaş tedarik sözleşmelerinde yaşanacak gecikmelerde çekilecek ihtarnamelerin TTK m. 18/3’e uygun olması, olası bir tazminat davasının temel ispat aracını oluşturur.
Şirketler Hukuku: 2026 Güncellemeleri ile Kuruluş ve Yönetim Süreçleri
İşletmelerin hukuki ve mali risklerini minimize etmelerinin en etkin yolu, uygun bir tüzel kişilik altında örgütlenmeleridir. Türk hukuk sisteminde en yaygın olarak tercih edilen sermaye şirketleri Anonim Şirket (A.Ş.) ve Limited Şirket (Ltd. Şti.) statüleridir. Bu iki tür arasında kuruluş süreçleri, asgari sermaye gereksinimleri, yönetim organları ve ortakların sorumluluk sınırları bakımından derin farklılıklar bulunmaktadır. Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan yasal düzenlemelerle birlikte, sermaye limitlerinde 2026 yılına kadar uyumlaştırılması gereken köklü değişikliklere gidilmiştir.
Anonim Şirket ve Limited Şirket Karşılaştırmalı Analizi
Sermaye şirketlerinin temel yapıtaşlarını oluşturan anonim ve limited şirketler arasındaki ayrımlar, işletmenin gelecekteki büyüme stratejisini doğrudan etkiler. Aşağıdaki tablo, güncel mevzuat ışığında bu iki şirket türü arasındaki yapısal ve operasyonel farkları detaylandırmaktadır:
| Yapısal Kriter | Anonim Şirket (A.Ş.) | Limited Şirket (Ltd. Şti.) |
| Asgari Sermaye Tutarı (2026) | 250.000 TL | 50.000 TL |
| Sermaye Uyum Süreci | Eski sermaye limitinde kalan şirketler 31 Aralık 2026’ya kadar artırım yapmalıdır. | Eski sermaye limitinde kalan şirketler 31 Aralık 2026’ya kadar artırım yapmalıdır. |
| Kayıtlı Sermaye Sistemi | Başlangıç sermayesi 500.000 TL olmak koşuluyla uygulanabilir. | Uygulanamaz. Sermaye artırımları tescile tabidir. |
| Ortak Sayısı Sınırları | 1 ile Sınırsız sayıda ortak olabilir. | 1 ile en fazla 50 ortak arasında kurulabilir. |
| Ortakların Hukuki Sorumluluğu | Yalnızca taahhüt ettikleri sermaye ile şirkete karşı sorumludurlar. Kamu borçlarından dolayı şahsi malvarlıklarıyla sorumlulukları yoktur (Yönetim kurulu üyesi değillerse). | Taahhüt edilen sermaye ile sınırlıdır. Ancak, tahsil edilemeyen kamu borçlarından (Vergi, SGK) sermaye payları oranında şahsen sorumludurlar. |
| Halka Arz ve Finansman Aracı İhracı | Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) kurallarına göre halka açılabilir ve tahvil çıkarabilir. | Halka açılamaz, SPK mevzuatı kapsamında tahvil çıkaramaz. |
| Pay Senedi Bastırılması ve Vergi Etkisi | Hamiline veya nama yazılı pay senedi çıkarılabilir. İki yıldan fazla elde tutulan payların devri KDV’den ve gelir vergisinden istisnadır. | Nama yazılı senet çıkarılabilir ancak bu sadece ortaklığı ispat içindir. Pay devri vergi avantajı sağlamaz, devre konu işlem noter onayı gerektirir. |
| Esas Sözleşme Değişikliği Nisabı | Toplantıda hazır bulunan oyların salt çoğunluğu (1/2) ile esas sözleşme değiştirilebilir. | Ortakların en az üçte ikisinin (2/3) onayını gerektirir. |
| Yönetim Organı | Yönetim Kurulu (En az bir üye, ortak olması şart değildir). | Müdürler Kurulu (En az bir müdür ortak olmak zorundadır). |
Bu tablo incelendiğinde, büyük ölçekli sanayi yatırımları, uluslararası ortaklıklar ve vergi optimizasyonu planlayan girişimler için Anonim Şirket yapısının çok daha esnek ve güvenli bir liman olduğu görülmektedir. Buna karşın, aile şirketleri ve daha küçük ölçekli ticari organizasyonlar için Limited Şirket yapısı, kuruluş maliyetlerinin görece daha düşük olması nedeniyle tercih sebebi olabilmektedir.
Sermaye Şirketlerinde Hukuki Danışman (Sözleşmeli Avukat) Bulundurma Zorunluluğu
Türkiye Barolar Birliği ve yasakoyucu, belirli bir ekonomik büyüklüğe ulaşmış şirketlerin hukuki denetim altında faaliyet göstermesini kamu düzeni açısından elzem görmektedir. Bu doğrultuda, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 35/3 maddesi uyarınca, belirli bir esas sermaye miktarının üzerindeki anonim şirketlerin sözleşmeli avukat bulundurmaları emredici bir hukuki yükümlülüktür.
Güncel mevzuata göre, esas sermayesi 1.250.000 TL ve üzerinde olan Anonim Şirketlerin, bünyelerinde tam zamanlı bir avukat istihdam etmeleri veya dışarıdan bir hukuk bürosu ile sürekli hizmet sözleşmesi akdetmeleri zorunludur. Bu zorunluluk limited şirketler için geçerli değildir; ancak uygulamada risk yönetimi açısından birçok limited şirket de sürekli hukuki danışmanlık hizmeti almaktadır.
Sözleşmeli avukat bulundurma zorunluluğuna uyulmamasının idari yaptırımları son derece ağırdır. İlgili kanun gereği, avukat tayin edilmeyen her bir ay için şirkete, o tarihte yürürlükte olan “2 aylık brüt asgari ücret” tutarında idari para cezası Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından kesilmektedir. Bu cezanın matematiksel hesaplaması şu şekildedir:
$Yillik\ Ceza\ Tutari = 12\ (Ay) \times 2 \times Bruit\ Asgari\ \ddot{U}cret$
2026 yılı için belirlenen 33.030,00 TL brüt asgari ücret parametreleri dikkate alındığında, bu zorunluluğa bir yıl boyunca uymayan bir anonim şirketin karşılaşacağı toplam ceza miktarı (yaklaşık 792.720 TL), düzenli bir hukuki danışmanlık hizmeti alım maliyetinin çok üzerindedir. Bu durum, önleyici hukuk mekanizmalarının işletmeler için bir masraf kaleminden ziyade, yaşamsal bir maliyet tasarrufu aracı olduğunu kanıtlamaktadır.
Şirket İçi Uyuşmazlıklar ve Genel Kurul Kararlarının İptali Davaları
Anonim ve limited şirketlerin iç işleyişinde, ortaklar arasındaki menfaat çatışmalarının en yoğun yaşandığı platformlar genel kurul toplantılarıdır. Şirketin en üst karar organı olan genel kurulda alınan kararların kanuna, şirket esas sözleşmesine veya dürüstlük kuralına aykırı olması durumunda, pay sahipleri veya yönetim kurulu üyeleri tarafından “Genel Kurul Kararlarının İptali Davası” açılabilir (TTK m. 445 ve m. 622).
İptal Sebepleri ve Dürüstlük Kuralına Aykırılık
İptal davasının dayanakları kural olarak üçe ayrılır: Kanuna aykırılık, esas sözleşmeye aykırılık ve dürüstlük kuralına aykırılık. Nisaplara uyulmadan karar alınması, azlık haklarının kullandırılmaması veya pay sahiplerinin bilgi alma hakkının engellenmesi kanuna aykırılık hallerindendir. Ancak yargılamada en soyut ve en çok tartışılan kavram “dürüstlük kuralına aykırılık”tır.
Türk Medeni Kanunu Madde 2’de temelleri atılan dürüstlük kuralı (objektif hüsnüniyet), şirketler hukukunda çoğunluk gücünün azınlığa karşı silah olarak kullanılmasını engeller. Örneğin, bir anonim şirket yıllar boyunca düzenli ve yüksek kâr elde etmesine rağmen, çoğunluk pay sahiplerinin oylarıyla sürekli olarak kârın dağıtılmamasına ve şirket yedek akçelerine aktarılmasına karar veriliyorsa, bu durum azınlık pay sahiplerini ekonomik olarak baskı altına alma amacı taşıyabilir. Yargıtay uygulamalarına göre, haklı bir ekonomik veya finansal gerekçe (örneğin ufukta büyük bir yatırım planı veya kriz beklentisi) olmaksızın sırf azınlığı kârdan mahrum bırakmak için alınan genel kurul kararları, dürüstlük kuralına aykırılık nedeniyle mahkemece iptal edilmektedir.
İptal Davasında Hak Düşürücü Süre ve Etki Kuralı
Genel kurul kararlarına karşı açılacak iptal davalarında yasa koyucu, şirket işleyişinin uzun süre belirsizlik içinde kalmasını önlemek amacıyla çok kısa bir süre öngörmüştür. İptal davasının, genel kurul karar tarihinden itibaren 3 ay içinde açılması zorunludur. Bu süre bir zamanaşımı değil, hak düşürücü süredir. Yani mahkeme bu sürenin geçip geçmediğini kendiliğinden (re’sen) inceler ve sürenin kaçırılması halinde davayı esasa girmeden reddeder. Emredici nitelikteki bu 3 aylık süre, tarafların anlaşmasıyla veya şirket esas sözleşmesi ile değiştirilemez. Yönetim kurulu kararlarının ilan edildiği tarihten itibaren işlemeye başlayan hakim teşebbüsten tazminat veya payların satın alınması istemli davalarda ise bu süre 2 yıl olarak belirlenmiştir.
İptal davalarında doktrin ve yargı pratiğine yön veren en önemli prensiplerden biri “Etki Kuralı” (Nedensellik Bağı İlkesi)’dir. Etki kuralı, toplantıdaki hukuka aykırılığın (örneğin çağrı usulündeki bir noksanlığın veya yetkisiz bir kişinin oy kullanmasının) doğrudan doğruya alınan kararın sonucuna etki edip etmediğinin araştırılmasını emreder. Eğer usulsüz kullanılan oylar hesaptan düşüldüğünde dahi karar için gerekli olan toplantı ve karar nisabı sağlanabiliyorsa, sırf bu şekli hata nedeniyle genel kurul kararı iptal edilmez.
Dava açıldığında, yönetim kurulu bu durumu ve mahkemenin belirlediği duruşma gününü usulüne uygun olarak ilan etmek ve şirketin kurumsal internet sitesine koymakla yükümlüdür. Mahkemece iptal kararı verilip kesinleştiğinde ise, bu karar tüm pay sahipleri için hüküm ifade eder ve derhal ticaret siciline tescil ettirilmelidir.
Fason Üretim Sözleşmeleri ve Sektörel Yargıtay İçtihatları
Kahramanmaraş gibi üretim kapasitesi yüksek illerde, ana sanayiciler ile alt yükleniciler arasında akdedilen fason üretim sözleşmeleri, yerel ticari yaşamın can damarını oluşturur. Tekstil, iplik, pantolon dikimi veya metal işleme gibi alanlarda hammadde veya yarı mamulün verilerek işlenmesinin istendiği hukuki ilişkiler, Yargıtay tarafından “Eser Sözleşmesi” (İstisna Akdi) kapsamında değerlendirilmektedir.
Türk Borçlar Kanunu madde 470’e göre eser sözleşmesi, yüklenicinin (fason üreticinin) bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Bu uyuşmazlıklarda genellikle eserin (örneğin fason dikilen pantolonların) kusurlu (ayıplı) teslim edilmesi, süresinde teslim edilmemesi veya iş sahibinin hak ediş bedelini ödememesi sorunları yaşanır. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin ve 19. Hukuk Dairesi’nin görev uyuşmazlıklarına ilişkin kararlarında açıkça belirtildiği üzere, fason üretimden kaynaklanan ihtilaflar nitelikleri gereği eser sözleşmesine dayandığından, asliye ticaret mahkemelerinin görev ve uzmanlık alanına girmektedir. Bu tür sözleşmelerin hazırlanması aşamasında; fire oranları, teslimat takvimleri, ayıp ihbar süreleri ve cezai şart hükümlerinin detaylıca kaleme alınması, ileride doğabilecek davalarda ispat kolaylığı sağlamaktadır.
Ticari Uyuşmazlıklarda Zorunlu Arabuluculuk Süreci (2026 Güncel İşleyişi)
Modern hukuk sistemleri, mahkemelerin üzerindeki ağır dava yükünü hafifletmek ve ticari aktörlerin uyuşmazlıklarını ticari sırlar ifşa olmadan, hızlı ve barışçıl bir şekilde çözmelerini sağlamak amacıyla Alternatif Uyuşmazlık Çözüm (ADR) yollarını teşvik etmektedir. Türkiye’de bu kapsamda atılan en büyük adım, ticari davalarda “zorunlu arabuluculuk” müessesesinin ihdas edilmesidir.
Dava Şartı Olarak Arabuluculuk ve Usulden Red Riski
2026 yılı itibarıyla, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat taleplerine ilişkin ticari davalarda (fatura alacağı, cari hesap, ticari kredi, haksız rekabet tazminatı vb.) arabulucuya başvurulmuş olması bir dava şartıdır. Bu, sürecin isteğe bağlı (ihtiyari) olmadığını, kanuni bir mecburiyet olduğunu gösterir.
Eğer alacaklı, arabuluculuk sürecini tüketmeden ve elinde “anlaşmazlık son tutanağı” olmadan doğrudan asliye ticaret mahkemesinde veya asliye hukuk mahkemesinde dava açarsa, mahkeme davanın esasına girmeden veya karşı tarafı dinlemeden davayı “dava şartı yokluğu” nedeniyle usulden reddeder. Bu red kararı, alacaklının boşuna harç ödemesine, zaman kaybetmesine ve karşı tarafa vekalet ücreti ödemek zorunda kalmasına neden olur. Bu nedenle, ticari alacakların tahsil sürecinin ilk adımı daima adliyelerdeki yetkili Arabuluculuk Bürosuna başvurmaktır. Başvurular, fiziksel olarak yapılabileceği gibi, UYAP (Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi) ve Arabulucu Portal üzerinden e-imza ile elektronik ortamda da gerçekleştirilebilmektedir.
Arabuluculuk Süreleri, Kapsamı ve Masraf Dağılımı
Türk Ticaret Kanunu Madde 5/A uyarınca, ticari uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk süreci çok net ve hızlı işleyen sürelere bağlanmıştır. Süreç, arabulucunun görevlendirildiği tarihten itibaren en fazla 6 hafta içinde sonuçlandırılmak zorundadır. Sürecin karmaşıklığı veya tarafların mazeretleri gibi zorunlu hallerde, arabulucu bu süreyi en fazla 2 hafta daha uzatabilir. Böylece, bir ticari anlaşmazlığın arabuluculuk evresi maksimum 8 hafta içinde (yaklaşık 2 ay) tamamlanır. Yıllarca sürebilecek ilk derece mahkemesi, istinaf ve temyiz süreçleri düşünüldüğünde, bu süre ticari hayatın akışına çok daha uygundur.
Arabuluculuk müzakerelerinde tarafların avukatları ile temsil edilmeleri şiddetle tavsiye edilir, zira müzakere masasında alınan kararlar bağlayıcıdır ve icra edilebilir niteliktedir. Süreç sonunda ortaya çıkan masrafların dağılımı şu şekildedir:
Anlaşmazlık Halinde Ücretlendirme: Taraflar yapılan toplantılar sonucunda uzlaşamazlarsa ve arabulucu “anlaşmazlık son tutanağı” düzenlerse, arabulucunun sarf ettiği ilk iki saatlik mesainin ücreti Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenir. Taraflar bu aşamada cepten bir ücret çıkarmazlar. Ancak, alacaklı taraf sonrasında dava açar ve mahkeme sürecinin sonunda haksız çıkan (davayı kaybeden) taraf belirlenirse, devlet başlangıçta ödediği bu arabuluculuk ücretini haksız çıkan taraftan yargılama gideri olarak tahsil eder.
Anlaşma Halinde Ücretlendirme: Taraflar uzlaşır ve bir anlaşma belgesi imzalarlarsa, arabuluculuk ücreti Türkiye Barolar Birliği ve Adalet Bakanlığı tarafından yayımlanan “2026 Yılı Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi” üzerinden nispi (yüzdelik) olarak hesaplanır. Aksi sözleşmede kararlaştırılmadıkça, bu ücret taraflar arasında eşit oranda paylaşılarak arabulucuya ödenir.
Zorunlu arabuluculuğun istisnaları da mevzuatta yerini almıştır. Taraflar arasında önceden akdedilmiş ve geçerli bir tahkim anlaşması varsa veya uyuşmazlığın konusu bir miktar paranın ödenmesini içermeyen, salt tespit (menfi tespit) veya iptal davası niteliğindeyse, arabuluculuğa başvuru zorunluluğu ortadan kalkar.
Ticari Defterlerin İspat Gücü ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 222
Ticari davaların usul hukuku açısından en özgün ve teknik yönlerinden biri, tarafların ispat araçlarına dair kurallardır. Temel hukuk prensiplerine göre “hiç kimse kendi aleyhine delil tanzim etmeye zorlanamayacağı gibi, kendi lehine de delil üretemez” (nemo tenetur se ipsum accusare). Ancak ticari hayatın doğası gereği işlemlerin hızlı ve düzenli kayıt altına alınmasını teşvik etmek maksadıyla, yasa koyucu ticari defterlere istisnai bir delil vasfı tanımıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) Madde 222, ticari defterlerin belirli şartlar altında sahibi lehine kesin delil olabileceğini hükme bağlamıştır.
Defterlerin Sahibinin Lehine Delil Olmasının Katı Şartları
Bir tacirin (şirketin veya şahıs işletmesinin) ticari defterlerinin (Yevmiye Defteri, Defter-i Kebir, Envanter Defteri) kendi lehine delil olarak mahkemede kullanılabilmesi için aşağıdaki şartların tümünün bir arada (kümülatif olarak) var olması gerekmektedir :
Tarafların Tacir Olması ve İşletme İlgisi: Uyuşmazlığın her iki tarafının da tacir sıfatını haiz olması ve davanın konusunun her iki tarafın ticari işletmesinin faaliyetleriyle ilgili olması zorunludur. Taraflardan birinin tüketici veya esnaf olması halinde, defterler lehe delil teşkil edemez.
Kanuni Uygunluk ve Eksiksizlik: Defterlerin Türk Ticaret Kanunu (TTK m. 64, 65) ve Vergi Usul Kanunu (VUK) hükümlerine göre eksiksiz, usulüne uygun, zamanında ve Türkçe olarak tutulmuş olması gerekir.
Noter Tasdiklerinin (Açılış/Kapanış) Tamlığı: Defterlerin kullanılmaya başlanmadan önceki açılış tasdikleri ile yıl sonundaki kapanış onaylarının kanuni süreleri içinde notere yaptırılmış olması elzemdir. Kapanış tasdiki eksik olan bir ticari defter, sahibi lehine delil olarak değerlendirilemez; ancak karşı taraf isterse aleyhe delil olarak kullanılabilir. E-defter sistemine tabi şirketlerde ise berat dosyalarının süresinde GİB (Gelir İdaresi Başkanlığı) sistemine yüklenmiş olması bu onayın yerine geçer.
Kayıtların Çelişmemesi: Sunulan defterlerdeki kayıtların birbirini doğrulaması ve kendi içinde çelişkiler barındırmaması gerekir.
Karşı Tarafın Aksini İspat Edememesi: Defter sahibi tacirin usulüne uygun defterlerindeki kayıtların aksinin, karşı tarafça kendi usulüne uygun ticari defterleriyle veya senet, sözleşme, fatura gibi kesin yazılı delillerle ispatlanamamış olması şarttır.
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarında (örneğin E. 2018/557, K. 2019/684 sayılı karar) sürekli vurgulandığı üzere, yalnızca tek taraflı düzenlenen bir faturanın ticari deftere kaydedilmiş olması, o alacağın varlığını ispatlamaya tek başına yetmez. Fatura içeriğine, tesliminden itibaren 8 günlük yasal süre içinde itiraz edilmemiş olsa dahi, faturaya konu malın veya hizmetin teslim edildiğinin ispat külfeti faturayı düzenleyene aittir. Bu teslim; sevk irsaliyesi, kargo teslim fişi, kabul tutanağı veya yemin gibi diğer yasal delillerle desteklenmediği sürece ticari defter kaydı alacağın tahsili için yeterli görülmemektedir.
Fikri Mülkiyet Hukuku: Marka Tecavüzü ve Haksız Rekabet Uyuşmazlıkları
Endüstriyel kapasitenin yüksek olduğu üretim havzalarında faaliyet gösteren işletmelerin en değerli varlıkları gayrimaddi haklarıdır; yani patentleri, endüstriyel tasarımları ve markalarıdır. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) çerçevesinde koruma altına alınan bu hakların ihlali, firmalar için telafisi güç mali ve itibari zararlara yol açmaktadır. Marka hukuku bağlamında, sahibinin izni olmadan tescilli bir markanın aynısının veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin ticari faaliyette kullanılması, taklit ürünlerin fason olarak üretilmesi, depolanması, satılması, ithal veya ihraç edilmesi “marka hakkına tecavüz” teşkil eder.
Marka Sahibinin Hukuki ve Cezai Dava Hakları
Marka hakkı tecavüze uğrayan gerçek veya tüzel kişi, SMK Madde 149 ve 150 uyarınca Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemelerinde geniş yelpazede dava açma hakkına sahiptir :
Tespit Davası (SMK m. 149/1-a): Fiilin marka hakkına tecavüz olup olmadığının mahkemece hüküm altına alınması.
Men (Önleme) Davası: Başlamış olan tecavüzün devamını engellemek veya başlaması muhtemel tecavüz fiillerini durdurmak amacıyla açılır.
Ref (Kaldırma) Davası: Tecavüzün sonuçlarının fiilen ortadan kaldırılması işlemidir. Bu kapsamda, taklit ürünlere el konulması, bu ürünleri üretmeye yarayan özel kalıp ve makinelerin toplatılması ve imhası talep edilebilir.
Maddi ve Manevi Tazminat Davaları: Tecavüz eylemi nedeniyle marka sahibinin uğradığı fiili zararın (kâr kaybının) ve markanın itibarının zedelenmesi nedeniyle doğan manevi zararın tazmini istenir.
Tazminat hesaplamalarında SMK m. 150, marka sahibine üç farklı seçimlik hak sunmuştur. Marka sahibi tazminatını; a) Tecavüz edenin haksız olarak elde ettiği net kazanç (Türk Borçlar Kanunu vekaletsiz iş görme ve sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde), b) Marka sahibinin markayı kendisi kullansaydı elde edeceği muhtemel kazanç, veya c) Tecavüz edenin markayı hukuka uygun bir lisans sözleşmesi ile kullanmış olması halinde ödemesi gereken emsal lisans bedeli üzerinden talep edebilir.
Ayrıca, yargılama süreci devam ederken taklit ürünlerin piyasaya sürülmesini engellemek ve delillerin karartılmasının önüne geçmek için mahkemeden “İhtiyati Tedbir” ve “Delil Tespiti” talep edilmesi, fikri mülkiyet davalarının en kritik stratejik adımıdır.
Ticari Alacakların Tahsili, İcra Takibi Süreçleri ve Zamanaşımı
Ticari ilişkilerden doğan fatura, cari hesap, sözleşme bedelleri veya kıymetli evrak (çek, senet, poliçe) kaynaklı alacakların tahsili, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK) çerçevesinde icra müdürlükleri ve icra mahkemeleri vasıtasıyla yürütülür. Bu süreç, alacağın dayandığı belgenin niteliğine göre temel olarak ikiye ayrılır.
İlamsız İcra Takibi: Herhangi bir mahkeme kararına (ilama) dayanmayan, adi yazılı belgeye, faturaya, cari hesaba veya kambiyo senetlerine dayalı takiplerdir. Alacaklı, icra dairesine takip talebinde bulunarak borçluya bir ödeme emri gönderilmesini sağlar. Borçlu, genel haciz yolunda 7 gün (kambiyo senetlerine mahsus haciz yolunda ise 5 gün) içinde borca veya imzaya itiraz edebilir. Geçerli bir itiraz halinde takip durur. Alacaklının bu noktada (arabuluculuk şartını yerine getirdikten sonra) Asliye Ticaret Mahkemesinde 1 yıl içinde “İtirazın İptali Davası” açması gerekir. İtirazın kötüniyetli ve haksız bulunması halinde mahkeme, borçluyu asıl alacak miktarının %20’sinden aşağı olmamak üzere “icra inkar tazminatı” ödemeye mahkum eder.
İlamlı İcra Takibi: Bir mahkemenin kesin veya kesinleşmemiş kararına (ilamına) dayanan takiplerdir. Arabuluculuk sürecinde taraflarca imzalanan anlaşma belgesi de, icra edilebilirlik şerhi alındıktan sonra ilam niteliğinde belge sayılmaktadır. İlamlı icra takibine borçlunun salt itiraz yoluyla takibi durdurma hakkı yoktur. Borçlu icra emrinde belirtilen sürede (genellikle 7 gün) ödeme yapmazsa, alacaklı taraf derhal borçlunun malvarlığına (gayrimenkul, araç, banka hesapları, üçüncü kişilerdeki alacaklar) haciz koydurabilir ve cebri satış işlemlerini başlatabilir.
Ticari Davalarda Zamanaşımı Süreleri
Hukuki güvenlik ilkesi gereği, hakların dava veya icra yoluyla talep edilebilmesi sonsuz bir süreye tabi tutulmamıştır. Sürenin dolması ile hakkın dava edilebilirliği ortadan kalkar (zamanaşımı def’i). Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) genel zamanaşımı süresi 10 yıl olarak belirlenmişken, Türk Ticaret Kanunu (TTK), ticari hayatın gerektirdiği sürat nedeniyle birçok ticari ilişki için daha kısa süreler öngörmüştür. Aşağıdaki tablo, ticaret hukukunda sık karşılaşılan zamanaşımı sürelerini göstermektedir:
| Uyuşmazlık / Alacak Türü | Zamanaşımı Süresi | İlgili Kanun & Başlangıç |
| Genel Ticari Satım, Eser ve Hizmet Sözleşmeleri (Fatura, Cari Hesap) | 5 Yıl | TBK m. 147. Sürekli iş ilişkilerinde (cari hesap), hesabın kapandığı tarihten itibaren işlemeye başlar. |
| Taşıma ve Lojistik Sözleşmeleri (Navlun vb.) | 1 Yıl (Ağır kusur varsa 3 Yıl) | TTK m. 855. Taşıyıcıya karşı açılacak hasar ve zıya davalarında çok kısa süreler geçerlidir. |
| Şirket Yöneticilerinin Mali Sorumluluğu | 2 Yıl (Mutlak süre 5 Yıl) | TTK. Yönetim kurulu üyelerine ve müdürlere karşı açılacak tazminat davalarında zararın ve sorumlunun öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıl. |
| Hakim Teşebbüsten Tazminat İstemi | 2 Yıl | TTK. Şirketler topluluğunda genel kurul/yönetim kurulu kararının ilanından itibaren. |
| Kambiyo Senetleri (Çek) | 3 Yıl | TTK. Çeklerde ibraz süresinin bitiminden itibaren. |
| Kambiyo Senetleri (Bono/Poliçe) | 3 Yıl | TTK. Vade (ödeme) gününden itibaren. |
Zamanaşımı sürelerinin takibi, bir ticari alacağın tahsil edilebilirliği açısından hayati öneme sahiptir. Sürenin dolmasına az bir zaman kala başlatılacak bir icra takibi veya dava açılması ya da borçluya noterden ihtarname çekilmesi, zamanaşımı süresini kesen hukuki işlemlerdir.
2026 Yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi ve Fiyat Seçenekleri
Türkiye’de hukuki danışmanlık ve dava vekilliği ücretleri, taraflar (müvekkil ve avukat) arasında karşılıklı mutabakatla, serbest piyasa koşullarında hazırlanan vekalet sözleşmeleri ile belirlenir. Ancak bu belirleme serbestisi sınırsız değildir; kararlaştırılan ücret, Türkiye Barolar Birliği (TBB) ve Adalet Bakanlığı tarafından her yıl Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi”nin (AAÜT) altında olamaz. Bu tarifenin altında iş kabul etmek, avukatlar için disiplin suçudur ve haksız rekabete yol açar.
Aşağıdaki tablo, yayımlanarak yürürlüğe giren ve 2026 yılı boyunca geçerli olan asgari ücret tarifesi kapsamında, ticari dava, danışmanlık ve kurumsal sözleşme maliyetlerinin yasal alt sınırlarını göstermektedir:
| Hizmet Türü / Dava Konusu | 2026 Yılı Asgari Ücret Alt Limiti (TL) |
| Büroda Sözlü Hukuki Danışmanlık (İlk bir saate kadar) | 4.000,00 TL |
| İcra Dairelerinde Yapılan Takipler (Genel) | 9.000,00 TL |
| Sözleşmeli Avukat Aylık Danışmanlık Ücreti (Anonim Şirketler İçin) | Aylık 45.000,00 TL |
| Sözleşmeli Avukat Aylık Danışmanlık Ücreti (Yapı Kooperatifleri İçin) | Aylık 27.000,00 TL |
| Asliye Hukuk ve Asliye Ticaret Mahkemelerinde Görülen Davalar (Maktu Ücret) | 45.000,00 TL |
| Tüketici Mahkemelerinde Görülen Davalar | 22.500,00 TL |
Konusu Para İle Ölçülebilen (Nispi) Ticari Davalarda 2026 Yüzdelik Oranları:
Yukarıdaki maktu ücretler, genellikle tespit davaları veya konusu para olmayan durumlar için asgari değerleri ifade eder. Ancak ticari uyuşmazlıkların büyük çoğunluğu (alacak, tazminat davaları) belirli bir parasal değer içerir. Bu tür davalarda, vekalet ücreti, talep edilen veya hükmedilen toplam miktar üzerinden kademeli yüzdelik dilimler halinde hesaplanır:
Davaya konu tutarın ilk 600.000,00 TL’lik kısmı için: %16,00
Sonra gelen (takip eden) 600.000,00 TL’lik kısmı için: %15,00
Sonra gelen 1.200.000,00 TL’lik kısmı için: %14,00
Sonra gelen 1.200.000,00 TL’lik kısmı için: %13,00
Sonra gelen 1.800.000,00 TL’lik kısmı için: %11,00
Bu sisteme göre, örneğin yüksek değerli bir ticari alacak davası için belirlenecek hukuki temsil bedeli, 2026 yılı asgari tarife dilimleri üzerinden hesaplanarak taraflar arasında akdedilen yazılı vekalet sözleşmesiyle netleştirilir.
Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği Kapsamında Dijital Uyum
Türkiye’de avukatlık mesleği, ticari bir faaliyet (esnaflık) olarak değil, adaletin tesisine ve kamu düzeninin sağlanmasına yönelik bağımsız bir “kamu hizmeti” olarak tanımlanmıştır. Bu felsefi ve hukuki temel doğrultusunda, avukatların ve hukuk bürolarının faaliyetleri Türkiye Barolar Birliği (TBB) tarafından düzenlenen katı meslek kurallarına ve Reklam Yasağı Yönetmeliği’ne tabidir. Bu yönetmeliğin amacı, mesleğin saygınlığını korumak, haksız rekabeti önlemek ve avukatlık hizmetinin metalaşmasını (ticari bir ürüne dönüşmesini) engellemektir.
Köklü değişikliklere uğrayan ve 2026 yılı itibarıyla tüm denetimleriyle katı şekilde uygulanan güncel Reklam Yasağı Yönetmeliği, avukatların dijital varlıkları, internet siteleri ve arama motoru optimizasyonu (SEO) stratejileri üzerine çok sıkı teknik kurallar getirmiştir.
Yönetmeliğin 7. maddesinde yapılan güncellemeler uyarınca, hukuk bürolarının internet sitelerinde yer alabilecek bilgiler tahdidi (sınırlı) olarak sayılmıştır. Avukatlar sitelerinde yalnızca isimlerini, akademik unvanlarını, baro sicil numaralarını, ofis iletişim bilgilerini, bildikleri yabancı dilleri ve mezuniyet tarihlerini paylaşabilirler. Aşağıdaki eylemler ve içerikler dijital platformlarda kesinlikle yasaktır:
Referans Bildirimi: Avukatların, danışmanlık verdikleri şirketlerin logolarını, müvekkil isimlerini veya eski müvekkillerini referans olarak sitelerine veya sosyal medya hesaplarına eklemeleri yasaktır.
Uzmanlık İddiası: Avukatlar belirli faaliyet alanlarında (örneğin ticaret hukuku, ceza hukuku) çalıştıklarını belirtebilirler, ancak kendilerini bu alanın “uzmanı”, “en iyisi” veya “lideri” gibi haksız rekabet yaratan ifadelerle tanıtamazlar.
Dava Paylaşımları: Devam eden veya kazanılmış geçmiş davaların, hukuki başarıların veya alınan yüksek tazminat miktarlarının reklam unsuru olarak öne çıkarılması, avukatın tarafların sözcüsü gibi beyanatta bulunması yasaklanmıştır.
SEO ve Algoritma Manipülasyonu: İş bulma amacıyla internet kısayolları (shortcut) kullanmak, arama motorlarında üst sıralara çıkmak için gizli kodlar veya haksız rekabet yaratan anahtar kelimeler kurgulamak disiplin suçudur. Meta etiketlerde yalnızca şehir ismi, kayıtlı olunan baro, “avukat”, “hukuk”, “adalet”, “savunma” gibi belirli jenerik kelimelere izin verilmektedir.
Ticari Reklam Verme: İnternet platformlarında (Google Ads, sosyal medya sponsorlu gönderileri) ücretli veya ücretsiz reklam vermek kesinlikle yasak kapsamındadır.
Kuralların ihlali durumunda, kayıtlı olunan Baro tarafından re’sen (kendiliğinden) disiplin soruşturması başlatılır. Kınama, para cezası ve ihlallerin tekrarında meslekten ihraca kadar varan yaptırımlar öngörülmektedir. Bu hukuki bağlamda; okumakta olduğunuz bu kapsamlı doküman bütünüyle objektif mevzuat aktarımı yapmak, ticari aktörleri iş yaşamının hukuki riskleri ve yasal süreçleri konusunda eğitmek amacıyla kaleme alınmış olup, hiçbir şekilde iş elde etme, müşteri yönlendirme veya hizmet tanıtımı (reklam) amacı taşımamaktadır. İçerik, TBB’nin tamamen bilgi odaklı ve meslek onuruna yaraşır yayın standartlarına uygun olarak tasarlanmıştır.
Sıkça Sorulan Sorular
Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açmadan önce arabuluculuğa gitmek zorunlu mu?
Evet, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat taleplerine ilişkin ticari davalarda, yargı sürecini başlatmadan önce zorunlu arabuluculuğa başvurmak Türk Ticaret Kanunu m. 5/A uyarınca bir dava şartıdır. Bu şarta uyulmadan doğrudan mahkemeye müracaat edilmesi durumunda, mahkeme davayı esasa hiç girmeden “dava şartı yokluğu” gerekçesiyle usulden reddedecektir.
Şirketler için sözleşmeli avukat bulundurma zorunluluğu 2026 yılı için nedir ve cezası ne kadardır?
Avukatlık Kanunu’na göre, 2026 yılı itibarıyla esas sermayesi 1.250.000 TL ve üzerinde olan Anonim Şirketlerin bünyelerinde sigortalı olarak veya dışarıdan vekalet sözleşmesiyle bir avukat bulundurmaları yasal zorunluluktur. Bu şarta uymayan anonim şirketlere, avukat tayin etmedikleri her ay için iki aylık brüt asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanmaktadır. 2026 yılı brüt asgari ücreti 33.030 TL olduğundan, aylık ceza tutarı yaklaşık 66.060 TL’yi bulmaktadır. Limited şirketler için yasal olarak böyle bir zorunluluk bulunmamaktadır.
Kendi ticari defterlerimi mahkemede kendi lehime delil olarak kullanabilir miyim?
Evet, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 222 istisnası gereği, ticari defterleriniz lehinize delil teşkil edebilir. Ancak bunun için uyuşmazlığın diğer tarafının da tacir olması, defterlerin kanuna uygun eksiksiz tutulması, açılış ve yıl sonu kapanış tasdiklerinin noterden süresinde yapılmış olması ve kayıtların birbirini teyit etmesi kümülatif olarak mutlak şarttır. Aksi halde defterler yalnızca sizin aleyhinize delil olarak kullanılabilir.
Fatura itiraz süresi kaç gündür ve yasal sürede itiraz edilmezse ne olur?
Türk Ticaret Kanunu’na göre, faturayı alan tacir taraf, fatura içeriğine (fiyat, miktar, cinsiyet vb.) faturanın tebliğ veya teslim tarihinden itibaren 8 gün içinde itiraz etmek zorundadır. Bu süre içinde itiraz edilmeyen faturalar, sadece içerik bakımından kabul edilmiş sayılır. Ancak bu kabul karinesi, malın veya hizmetin fiilen teslim edildiğini ispatlamaz; malın tesliminin irsaliye veya kargo belgeleriyle kanıtlanması gerektiği Yargıtay içtihatlarında vurgulanmaktadır.
Fason tekstil veya iplik üretimi sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklara hangi mahkeme bakar?
Yargıtay kararlarına göre fason üretim ilişkileri (fason pantolon dikimi, iplik işleme vb.), hukuki niteliği itibarıyla Türk Borçlar Kanunu kapsamında “Eser Sözleşmesi” olarak kabul edilmektedir. Her iki tarafın da tacir olması ve işin her iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi nedeniyle, fason ayıplı üretim veya bedel tahsili gibi konulardan doğan uyuşmazlıklar doğrudan Asliye Ticaret Mahkemelerinin görev alanına girmektedir.
Şirket ortakları limited şirketin tahsil edilemeyen kamu borçlarından şahsen sorumlu mudur?
Limited şirketlerde ortakların sorumluluğu kural olarak sadece taahhüt ettikleri esas sermaye payı ile sınırlıdır. Ancak istisnai bir durum olarak, şirketin vergi, SGK primi gibi tahsil edilemeyen kamu borçlarından dolayı, ortaklar şirketteki sermaye payları oranında kendi şahsi malvarlıklarıyla (ev, araba, şahsi banka hesabı) doğrudan sorumludurlar. Anonim şirket ortaklarının (yönetim kurulu üyesi olmadıkları sürece) kamu borçlarından dolayı böyle bir şahsi malvarlığı sorumluluğu yoktur.
Markamın taklit edildiğini ve fason olarak üretildiğini tespit edersem hukuken ne yapabilirim?
Sınai Mülkiyet Kanunu kapsamında, izinsiz ve taklit marka kullanımı durumunda ihtiyati tedbir talepli olarak tecavüzün tespiti, ref’i (kaldırılması) ve men’i (önlenmesi) davası açılabilir. Üretim yapılan makine ve kalıpların ile taklit ürünlerin piyasadan toplatılması ve imhası talep edilebilir. Ayrıca, ihlali gerçekleştiren taraftan, sebepsiz zenginleşme veya lisans bedeli kriterlerine göre hesaplanacak ciddi miktarlarda maddi ve markanın itibar kaybından doğan manevi tazminat talep etme hakkı bulunmaktadır.
Ticari alacaklarda ve sözleşmelerde genel zamanaşımı süresi ne kadardır?
Türk Ticaret Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu (TBK m. 147) hükümleri gereğince, satım, eser ve hizmet sözleşmelerinden doğan fatura ve cari hesap gibi genel ticari alacaklar için zamanaşımı süresi 5 yıldır. Taşıma ve lojistik sözleşmelerine dayalı taşıyıcıya karşı tazminat taleplerinde ise bu süre 1 yıl olarak düzenlenmiştir. Kambiyo senetlerinde (çek ve bono) vade tarihinden veya ibraz süresinin bitiminden itibaren dava veya icra takibi açma süresi 3 yıldır.
Yasal Bilgilendirme ve Telif Hakları
Bu platformda yer alan tüm makale, hukuki analiz ve özgün içeriklerin mülkiyet hakları münhasıran Baltacı Hukuk & Arabuluculuk ve Av. Şeref Baltacı’ya aittir. Paylaşılan tüm metinler, fikri mülkiyetin korunması ve hak sahipliğinin belgelenmesi amacıyla elektronik imzalı zaman damgası ile tescil edilmiştir. Yazılı onay alınmaksızın içeriklerin kopyalanması, özetlenmesi veya dijital mecralarda izinsiz yayınlanması durumunda yasal ve cezai yaptırımlar uygulanacaktır. Avukat meslektaşlarımızın sunulan içerikleri dava dilekçelerinde ve hukuki mütalaalarında referans göstermesi serbesttir.
Akademik Katkı ve Yazarlık Süreci
Hukuk dünyasına katkı sunmak isteyen akademisyen ve hukukçular, uygulamaya yönelik özgün makalelerini özgeçmişleri ile birlikte info@baltacihukuk.av.tr adresine ulaştırabilirler.